AKÜ Araştırma ve Akademik Performans Sistemi
DSpace@AKÜ, Afyon Kocatepe Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.

Güncel Gönderiler
Öğe Türü: Öğe , Türkçe ses metinlerinden cinsiyet tanıma için nöral devre politikaları tabanlı yeni bir yöntem(Sevda Olgun, Temmuz, 2026) Olgun, Sevda; Balım, CanerKonuşma hem dilsel hem de dil dışı bilgi taşıyan, insan iletişiminin en doğal ve etkili yollarından biridir. Cinsiyet sınıflandırması, biyometrik kimlik doğrulama ve kişiselleşti-rilmiş insan-bilgisayar etkileşimi gibi birçok uygulamada önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma, Türkçe konuşma verileri üzerinde cinsiyet sınıflandırması yapmak amacıyla bi-yolojik sinir sistemlerinden esinlenen Nöral Devre Politikaları’na (NCP) dayalı hibrit bir derin öğrenme modeli önermektedir. Konuşma sinyallerinin spektral ve zamansal özellik-lerini yakalamak için Mel-Frekans Kepstral Katsayıları (MFCC) ile log-Mel spektrogram öznitelikleri birleştirilmiş ve Conv1D katmanları aracılığıyla öğrenilmiştir. Uzun vadeli zamansal bağımlılıklar ise NCP mimarisi kapsamında tanımlanan Sıvı Zaman Sabiti (LTC) hücreleriyle modellenmiştir. Mozilla Common Voice 12.0 Türkçe veri kümesi üze-rinde 5 katlı tabakalı çapraz doğrulama uygulanmıştır. Conv1D+NCP modeli %99,29 doğruluk ve %99,28 F1 puanı elde ederken UKSB (Uzun Kısa Süreli Bellek) tabanlı model daha düşük performans göstermiştir. NCP tabanlı model daha az parametre ile yüksek doğruluk ve hesaplama verimliliği sunarak gerçek zamanlı uygulamalar için güçlü bir alternatif olduğunu göstermektedir.Öğe Türü: Öğe , Şev stabilitesi ve stabilizasyon yöntemlerinin sonlu elemanlar metodu ile değerlendirilmesi: Afyonkarahisar Çay bölgesi baraj vadisi ve karayolu şevlerine ilişkin vaka analizleri(Elif Çakır, Temmuz 2026) Çakır, Elif; Gücek, SüleymanBu çalışma kapsamında, iki farklı şev yapısı için statik ve dinamik koşullar altında kapsamlı stabilite analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında, ankraj elemanları ile iyileştirilmiş bir baraj vadi şevi ele alınmış; aşırı yağışlar sonucunda oluşabilecek beş farklı yeraltı su seviyesi senaryosu ile bu olumsuz etkilerin azaltılmasına yönelik 5 m, 10 m ve 20 m uzunluğundaki drenaj sistemlerinin performansı PLAXIS 2D yazılımı kullanılarak statik ve dinamik analizlerle değerlendirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında ise karayolu güzergâhında yer alan problemli doğal bir yol şevinin stabilitesini artırmak amacıyla drenaj sistemi, topuk istinat duvarı, yapay destek dolgusu ve ankraj uygulamaları ayrı ayrı ve birlikte modellenmiş; bu iyileştirme önlemlerinin performansları statik ve dinamik koşullar altında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular, aşırı yağışlara bağlı yeraltı su seviyesi yükselmelerinin şev stabilitesi ve ankraj performansı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Yeraltı su seviyesinin yükselmesiyle birlikte güvenlik katsayısında (Fs) belirgin azalmalar meydana gelmiş, potansiyel göçme yüzeyleri derinleşmiş ve deformasyonlar önemli ölçüde artmıştır. Bunun yanı sıra, ankraj bölgelerinde gerilme yığılmalarının oluştuğu belirlenmiş; ankraj sistemlerinin şev stabilitesini önemli ölçüde artırmasına rağmen, yağış kaynaklı hidrostatik etkileri tek başına tamamen ortadan kaldırmaya yeterli olmadığı görülmüştür. Baraj vadi şevi üzerinde gerçekleştirilen drenaj analizleri ise yeraltı su seviyesinin etkin biçimde kontrol altına alınmasını sağlayarak güvenlik katsayılarının kritik sınırların üzerinde kalmasına katkı sağlamış ve ankraj sistemi ile birlikte kullanıldığında aşırı gerilme birikimlerini önemli ölçüde azaltmıştır. Karayolu şevi analizleri ise drenaj uygulamasının tek başına yeterli olmadığı durumlarda topuk istinat duvarı, yapay destek dolgusu ve ankraj sistemlerinin birlikte kullanılmasının şev stabilitesini önemli ölçüde iyileştirdiğini ortaya koymuştur. Özellikle birleşik iyileştirme çözümleri, hem statik hem de dinamik yüklemeler altında deformasyonları azaltmış ve güvenlik katsayılarını kabul edilebilir seviyelere yükseltmiştir. Sonuç olarak, çalışma statik ve dinamik analizlerin birlikte değerlendirilmesinin şev davranışının daha gerçekçi biçimde ortaya konulması açısından büyük önem taşıdığını göstermektedir. Özellikle aşırı yağış koşullarında meydana gelen yeraltı su seviyesi artışları şev stabilitesini kritik düzeyde olumsuz etkilemekte; bu nedenle yalnızca ankraj uygulamalarının yeterli olmadığı, drenaj sistemleri ile desteklenen ve gerektiğinde istinat yapıları ile güçlendirilen bütünleşik şev iyileştirme yaklaşımlarının uygulanmasının güvenli ve sürdürülebilir tasarımlar için zorunlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Öğe Türü: Öğe , Mikrodalga ile üretilen biyodizelin yanıt yüzey metodu ile optimizasyonu ve karbon kuantum nokta katkısının motor performansı ve emisyonları üzerine etkisi(Mustafa Babagiray, Haziran, 2026) Babagiray, Mustafa; Calam, Alper; Aksoy, FatihBu çalışmada, mikrodalga destekli transesterifikasyon yöntemi kullanılarak ham ayçiçek yağından biyodizel üretiminin optimize edilmesi, üretilen biyodizelden hazırlanan %20 hacimsel karışımın (B20) farklı motor devri, motor yükü ve karbon kuantum nokta (KKN) nanopartikül konsantrasyonu altında tek silindirli, direkt enjeksiyonlu bir dizel motorda test edilerek motor performansı, yanma karakteristikleri ve egzoz emisyonlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma iki temel optimizasyon aşamasından oluşmaktadır. İlk aşamada biyodizel üretim parametreleri, ikinci aşamada ise motor işletme koşulları yanıt yüzey metodu kapsamında merkezi kompozit tasarım kullanılarak istatistiksel olarak modellenmiş ve optimize edilmiştir. Biyodizel üretim aşamasında reaksiyon süresi, katalizör miktarı, reaksiyon sıcaklığı ve metanol miktarı bağımsız değişkenler olarak ele alınmış; biyodizel verimi yanıt değişkeni olarak modellenmiştir. Deneysel verilere en uygun modelin indirgenmiş kübik model olduğu belirlenmiş ve varyans analizi sonuçları modelin istatistiksel açıdan yüksek düzeyde anlamlı olduğunu göstermiştir. Modelin belirleme katsayısı R² = 0,9912 olarak hesaplanmış ve uyumsuzluk testinin anlamsız bulunması (p = 0,3582) modelin deneysel verileri yüksek doğrulukla temsil ettiğini doğrulamıştır. Reaksiyon sıcaklığının verim üzerinde en etkili parametre olduğu, sıcaklık-reaksiyon süresi etkileşiminin ise en baskın etkileşim terimi olduğu belirlenmiştir. Optimizasyon sonuçlarına göre en yüksek biyodizel verimi 14,808 dk reaksiyon süresi, %1,185 NaOH katalizör miktarı, 66,433 °C sıcaklık ve %29,854 metanol miktarında %87,072 olarak belirlenmiştir. Optimum koşullarda gerçekleştirilen doğrulama deneyinde biyodizel verimi %86,2 olarak ölçülmüş, model tahmini ile deneysel sonuç arasındaki hata oranı %1,001 olarak hesaplanmıştır. Optimum koşullarda üretilen biyodizelden hazırlanan B20 yakıtı ile bu yakıta üç farklı konsantrasyonda (80, 160 ve 240 ppm) KKN katkılı yakıtların (B20KKN80, B20KKN160 ve B20KKN240) saf dizel ile karşılaştırmalı motor analizleri 1800 d/d sabit motor devrinde üç farklı motor yükünde (10,98, 16,48 ve 21,97 Nm) gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda silindir içi basınç, ısı dağılımı, indike termik verim (İTV), özgül yakıt tüketimi (ÖYT), indike ortalama efektif basınç (IMEP), yanma süresi, KA50, karbon monoksit (CO), hidrokarbon (HC) ve azot oksit (NOx) emisyonları değerlendirilmiştir. Analiz sonuçları, en yüksek silindir basıncı, indike termik verim ve IMEP değerlerinin B20KKN160 yakıtında elde edilmiştir. 240 ppm KKN konsantrasyonunda kümeleşme nedeniyle performansın düştüğü belirlenmiştir. Emisyon açısından B20 ve KKN katkılı yakıtların CO ve HC emisyonlarını dizele kıyasla azalttığı, en düşük emisyon değerlerinin 160 ppm konsantrasyonda elde edildiği; buna karşın NOx emisyonlarının biyodizel kaynaklı olarak dizele göre arttığı tespit edilmiş ve bu durum NOx–CO ödünleşim davranışını doğrulamıştır. Motor performansı ve emisyon optimizasyonu aşamasında motor yükü, motor devri ve KKN nanopartikül konsantrasyonu bağımsız değişkenler olarak ele alınmış; ÖYT, İTV, CO, NOx ve HC yanıt değişkenleri olarak kuadratik YYM modelleriyle analiz edilmiştir. ANOVA sonuçları tüm modellerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğunu (p < 0,0001) ve uyumsuzluk testlerinin anlamsız çıktığını göstermiştir. NOx modelinin en yüksek belirleme katsayısına (R² = 0,994), HC modelinin ise görece en düşük belirleme katsayısına (R² = 0,917) sahip olduğu belirlenmiştir. Motor yükünün hem performans hem de emisyon parametreleri üzerinde en baskın değişken olduğu, KKN katkısının ise istatistiksel olarak anlamlı ancak görece sınırlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Arzu edilebilirlik fonksiyonu yaklaşımıyla gerçekleştirilen çoklu yanıt optimizasyonu sonucunda optimum motor işletme koşulları 14,63 Nm motor yükü, 2037,85 d/d motor devri ve 136,44 ppm KKN nanopartikül katkısı olarak belirlenmiştir. Bu koşullar altında 244,08 g/kWh özgül yakıt tüketimi, %33,15 indike termik verim, %0,097 CO, 1025,24 ppm NOx ve 54,13 ppm HC emisyonu elde edilmiş; toplam arzu edilebilirlik değeri 0,81 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular, mikrodalga destekli yöntemle ham ayçiçek yağından yüksek verimle biyodizel üretilebildiğini ve KKN nanopartikül katkılı B20 yakıtının yenilenebilir yakıt uygulamaları açısından umut vadeden bir alternatif yakıt formülasyonu olduğunu ortaya koymaktadır.Öğe Türü: Öğe , Titanyum implantlar üzerine gümüş katkılı hidroksiapatit kaplamaların elektroforetik yöntemle uygulanması ve osseoıntegrasyon üzerine etkileri(Hassan Ali Zada, Temmuz, 2026) Zada, Hassan Ali; Yıldız, İsmailTitanyum ve titanyum esaslı alaşımlar, yüksek mekanik dayanımları, biyouyumlulukları ve korozyon dirençleri nedeniyle ortopedik ve dental implant uygulamalarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte, titanyumun biyolojik olarak inert yapısı osseointegrasyon sürecini sınırlayabilmekte ve implant yüzeylerinde bakteriyel enfeksiyon riski ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle implant yüzeylerinin biyolojik ve antibakteriyel özelliklerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar önem kazanmıştır. Titanyum ve titanyum esaslı biyomalzemeler, yüksek mekanik dayanımları, biyouyumlulukları ve korozyon dirençleri nedeniyle ortopedik ve dental implant uygulamalarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak implant yüzeylerinde meydana gelebilen enfeksiyonlar ve yetersiz osseointegrasyon, implant başarısını olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle biyolojik aktivitesi yüksek ve antibakteriyel özellik kazandırılmış yüzey kaplamalarının geliştirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada, ticari saf titanyum (cp-Ti) yüzeyler üzerine gümüş katkılı hidroksiapatit (Ag-HA) kaplamalar elektroforetik depozisyon (EPD) yöntemiyle uygulanmıştır. Farklı gümüş katkı oranları ve kaplama parametrelerinin kaplama özellikleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Elde edilen kaplamaların morfolojik, kimyasal ve yapısal karakterizasyonları sırasıyla SEM, EDX ve XRD analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Ayrıca numunelerin korozyon davranışları ve antibakteriyel etkinlikleri incelenmiştir. Sonuçlar, Ag-HA kaplamaların titanyum yüzey üzerinde başarılı bir şekilde oluşturulduğunu göstermiştir. Korozyon testlerinde %0,4 Ag katkılı numuneler en yüksek korozyon direncini sergilerken, daha yüksek gümüş oranlarında aglomerasyon ve mikroçatlak oluşumuna bağlı performans düşüşü gözlenmiştir. Antibakteriyel testlerde ise özellikle 60 V koşullarında üretilen kaplamaların Staphylococcus aureus ve Escherichia coli bakterilerine karşı etkili inhibisyon sağladığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, elektroforetik depozisyon yöntemiyle üretilen gümüş katkılı hidroksiapatit kaplamaların titanyum implantların korozyon direncini artırdığı ve önemli düzeyde antibakteriyel özellik kazandırdığı belirlenmiştir. Bu kaplamaların implant yüzey modifikasyonunda umut verici bir alternatif olduğu değerlendirilmiştir.Öğe Türü: Öğe , Küme optimizasyonu için sıralama bağıntısı ve özellikleri(Hande Büyükçavuşoğlu Erçolak, Temmuz, 2026) Büyükçavuşoğlu Erçolak, Hande; Yıldız, Mustafa Kemal; Karaman, EmrahBu araştırmada, l-fark kullanılarak kümeler için yeni bir ön sıralama bağıntısı tanımlanmıştır. Bu sıralama bağıntısının temel özellikleri incelendikten sonra, yeni sıralama bağıntısı ile literatürde bilinen sıralama bağıntıları arasındaki ilişkiler elde edilmiştir. Ayrıca bu sıralama bağıntısının vektör uzaylarında kullanılan sıralama bağıntısının bir genellemesi olduğu gösterilmiştir. Küme yaklaşımı kullanılarak küme değerli optimizasyonların çözümleri yeni tanımlanan sıralama bağıntısına göre incelenmiştir.


















