AKÜ Araştırma ve Akademik Performans Sistemi
DSpace@AKÜ, Afyon Kocatepe Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.

Güncel Gönderiler
Öğe Türü: Öğe , Tarihi ve güncel hava fotoğrafları kullanarak fotogrametrik yöntemle değişim analizi(Hasan Güner, 2026) Güner, Hasan; Uysal, MuratMekânsal yapılar; doğal süreçler, insan faaliyetleri ve afet etkileri sonucunda değişmektedir. Bu değişimin nicel olarak izlenebilmesi, özellikle kentsel büyüme ve afet sonrası yapısal kayıpların doğru değerlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Malatya ili Yeşilyurt ilçesi Bostanbaşı Mahallesi’ne ait bir alanda 1976-2024 yılları arasında meydana gelen mekânsal ve yapısal değişimlerin analog ve sayısal hava fotoğraflarından, fotogrametrik yöntemle üretilen Sayısal Yüzey Modelleri (SYM) kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma alanı, uzun yıllara yayılan kentsel dönüşümü ve 6 Şubat 2023 depremi sonrası ortaya çıkan yıkımı kapsadığı için seçilmiştir. Çalışma kapsamında Harita Genel Müdürlüğü (HGM)’nden temin edilen 1976 yılına ait analog hava fotoğrafları ile 2020, 2023 ve 2024 yıllarına ait sayısal hava fotoğrafları kullanılmış ve her yıl için SYM üretilmiştir. Üretilen SYM modelleri arasındaki yükseklik farkları; Matlab ortamında geliştirilen bir algoritma ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda 1976-2023 yılları arasında bölgede belirgin bir yapılaşma olduğu ancak depremin etkisi ile bu yapıların bazılarının yıkıldığı tespit edilmiş ve elde edilen bulgular, resmi yıkım verileri ile karşılaştırılmış ve sonuçların doğruluğu değerlendirilmiştir.Öğe Türü: Öğe , Kedilerde kısırlaştırma operasyonlarında medetomidin, ketamin ve izofluran kombinasyonunun propofol ve izofluran kombinasyonuna göre biyokimyasal ve hematolojik parametreler yönünden değerlendirilmesi(Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 09.03.2026) Tuluk, Aşkın Buse; Yaprakcı, Mustafa VolkanBu çalışmada, kedilerde gerçekleştirilen kısırlaştırma operasyonlarında kullanılan üç farklı anestezi protokolü karşılaştırılarak, en az yan etkiye neden olan yöntemin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada 12’si erkek, 12’si dişi olmak üzere toplam 24 sağlıklı kedi kullanılmıştır. Uygulanan protokollerden ikisi parsiyel intravenöz anestezi (PİVA), biri ise intramüsküler anestezidir. Anestezik ajan olarak medetomidin, ketamin, propofol ve izofluran kullanılmıştır. Değerlendirmeler sonucunda, en kısa sürede ve sorunsuz şekilde anesteziye geçişin sağlandığı, ayrıca uyanma döneminin en konforlu olduğu protokolün; medetomidin ve ketaminin düşük dozlarda intravenöz uygulanıp, anestezinin izofluran ile sürdürülmesiyle elde edildiği belirlenmiştir. Bu yöntemde uyanma sırasında ağrı ve anesteziklere bağlı olumsuz etkiler gözlenmemiş, hayvanların kısa sürede tamamen toparlanarak taburcu edilebildiği saptanmıştır.Öğe Türü: Öğe , Spor merkezine giden kadınlarda egzersiz bağımlılığının psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisi(Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 07.04.2026) Tokman Örmeci, Gamze; Yağmur, RifatBu araştırmanın amacı, Afyonkarahisar il merkezinde faaliyet gösteren spor merkezlerine düzenli olarak devam eden kadınlarda egzersiz bağımlılığı düzeyleri ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmada ayrıca, egzersiz bağımlılığı ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin demografik özellikler (yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir durumu, meslek, çocuk sayısı) ve egzersiz alışkanlıkları (haftalık spor merkezine gitme sıklığı, günlük egzersiz süresi, spor geçmişi süresi) açısından farklılaşıp farklılaşmadığı değerlendirilmiştir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre tasarlanmıştır. Çalışma grubunu Afyonkarahisar il merkezindeki spor merkezlerine düzenli olarak devam eden kadınlar oluşturmaktadır. Veri toplama sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Egzersiz Bağımlılığı Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistik paket programı aracılığıyla analiz edilmiş; betimsel istatistikler, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları, egzersiz bağımlılığı ile psikolojik iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermiştir. Egzersiz davranışının sağlıklı sınırlar içinde sürdürülmesinin psikolojik iyi oluş ile pozitif yönde ilişkili olduğu; ancak bağımlılık düzeyine yaklaşan örüntülerde bu ilişkinin niteliğinin değişebildiği görülmüştür. Ayrıca bazı demografik değişkenler ile egzersiz alışkanlıklarına ilişkin değişkenlerin hem egzersiz bağımlılığı hem de psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerinde anlamlı farklılıklar oluşturduğu belirlenmiştir. Regresyon analizi sonuçları, psikolojik iyi oluşun egzersiz bağımlılığını anlamlı düzeyde yordadığını ortaya koymuştur. Bu bulgu, egzersiz davranışının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik süreçlerle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Egzersizin bireyin öz-yeterlik, duygu düzenleme ve benlik algısı ile bağlantılı biçimde sürdürüldüğü; ancak aşırı ve kontrolsüz hale geldiğinde sosyal ve psikolojik işlevsellik üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, spor merkezlerine devam eden kadınlarda egzersiz davranışının psikolojik iyi oluş ile çok boyutlu ve karmaşık bir ilişki içinde olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda, spor merkezlerinde sağlıklı egzersiz alışkanlıklarını destekleyici ve riskli davranış örüntülerini erken dönemde belirleyici uygulamaların geliştirilmesi önerilmektedir. Kadınlara yönelik bilinçlendirme programları, psikolojik destek mekanizmaları ve antrenör eğitimleri, egzersizin sağlıklı sınırlar içinde sürdürülmesine katkı sağlayabilir.Öğe Türü: Öğe , Subakut gürültüye maruz bırakılan ratlarda l-lizinin anti-stres etkinliğinin araştırılması(Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 09.03.2026) Saraçoğlu, Beste; Civelek, TuranSunulan araştırmada subakut gürültüye maruz bırakılan ratlarda L-lizinin anti-stres etkinliğinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma dört farklı grup; kontrol (Grup 1), beyaz gürültü (Grup 2), L-lizin (Grup 3) ve beyaz gürültü + L-lizin (Grup 4), üzerinde yürütüldü. Gürültü stresi ve L-lizinin etkisi; kortizol, glukoz, insülin, kolesterol, büyüme hormonu, beta-endorfin, prolaktin, malondialdehit, total oksidan, total antioksidan, alanin aminotransferaz, aspartat aminotransferaz, alkalen fosfataz, üre, kreatinin ve hemogram ölçümleri ile ortaya kondu. Yürütülen bu proje kapsamında; Grup 2’de yer alan ratlara 15 gün süreyle 100 dB beyaz gürültü uygulandı. Grup 3’e L-lizin ve Grup 4’e ise beyaz gürültü sonrası L-lizin verildi. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi ve çoklu karşılaştırma testleri kullanıldı. Elde edilen veriler, subakut gürültünün ratlarda yaygın bir sistemik stres yanıtı oluşturmaktan ziyade, hematolojik, renal ve bazı metabolik bazı parametreler üzerinde izlenebilen etkiler geliştirdiğini ortaya koydu. Bu araştırmada, gerçekleştirilen gruplar arası karşılaştırmada, başlıca; serum üre, kreatinin, kolesterol, WBC, RBC ve RDW_CV düzeylerinde istatistiksel açıdan önem arz eden bir fark tespit edilmiş olmakla birlikte, beyaz gürültü ile birlikte L-lizin uygulanan Grup 4’de; WBC değeri Grup 2 ile, RBC Grup 1 ve 3’le, RDW_CV Grup 3’le ve kreatinin Grup 1, üre ise Grup 2 ve 3’le benzerdi. Sadece serum kolesterol düzeyi Grup 4’de diğer tüm gruplara göre istatistiksel açıdan önem arz eden düzeyde düşük ölçüldü. Bununla birlikte, serum kortizol düzeyleri arasında gruplar arası istatistiksel açıdan önem arz eden bir fark ise tespit edilmedi. Yine gruplar arası karşılaştırmada, Grup 4’de; kortizol, insülin, TAS, HGB, HCT, MCHC, RDW_SD ve canlı ağırlık değerlerinde istatistiksel açıdan önem arz etmeyen, numerik bir azalma olduğu görüldü. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, subakut gürültünün; total lökosit (Grup2: 4,77.109±1,96.109) ve lenfosit (Grup 2: 3,66.109±1,62.109) düzeylerinde anlamlı bir düşüşe, granülosit fraksiyonunda (Grup2: 8,86.108±3,29.108) ise artışa yol açtığı saptandı. Yanı sıra, Grup 2’de; eritrosit sayısında anlamlı bir artış (8,76.1012±0,28.1012) ve MCV (Grup 2: 58,07±1,91) ve MCH (Grup 2: 18.10±0,68) gibi indekslerde ise istatistik açıdan önem arz eden bir düşüş (p<0,05) belirlendi. RDW_CV değerinde, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Grup 2’de gözlenen ve istatistiksel açıdan önem arz eden artış, gürültünün, olasılıkla, bir stresör olarak olarak eritropoiezisi etkileyebileceğine vurgu yapmaktadır. Biyokimyasal analiz sonuçları, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, subakut gürültü uygulanan Grup 2’de; üre (19,86±1,57) ve kreatinin (0,23±0,02) düzeylerinin anlamlı derecede düştüğünü (p<0,05), buna karşın karaciğer enzimleri (ALT, AST), hormonal stres belirteçleri (kortizol, prolaktin, büyüme hormonu vb.) ve oksidatif stres göstergeleri (TAS, TOS, MDA) açısından gruplar arasında istatistiksel yönden önem arz eden bir fark oluşmadığını (p>0,05) ortaya koydu. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, Grup 4’de kolesterol seviyesi istatistiksel açıdan önem arz eden düzeyde düşükken, kontrol grubu ile Grup 2 arasında istatistiksel açıdan önem arz eden bir fark belirlenmedi. Bununla birlikte Grup 2’de kolesterol düzeylerinde numerik bir artış olduğu görüldü. Öte yandan gruplar arası karşılaştırma sonuçları, serum kolesterol düzeyi açısından Grup 2 (beyaz gürültü) (36,43±5,83) ile Grup 4 (beyaz gürültü + L-lizin) (27.43±4.43) arasında istatistiksel açıdan önem arz eden bir fark ortaya koydu. Aynı zamanda, sunulan bu araştırmada serum kolesterol ile kortizol düzeyleri arasında pozitif yönlü anlamlı orta düzey bir korelasyonun (r=0,431; p<0,05) belirlenmesi, gürültü stresinin lipid metabolizması üzerindeki muhtemel etkisine vurgu yapmaktadır. Grup 1’e göre Grup 2’de kolesterol düzeylerinde belirlenen numerik artış ve yanı sıra Grup 2 ile karşılaştırıldığında L-lizinle tedavi edilen Grup 4’de belirlenen istatistiksel açıdan önem arz eden düşük kolesterol seviyelerinin; olasılıkla stres hormonlarının kolesterol tabanlı yapısı ve stres kaynaklı gelişen hemokonsantrasyon (RBC, HGB ve HCT artışı) ile ilişkili olabileceği değerlendirildi. Çalışma sonuçları; kortizol düzeylerinde gruplar arası istatistiksel açıdan önem arz eden bir fark tespit edilmemekle birlikte, bu durumun deneme süresince ilgili gruplarda devamlılık arz eden beyaz gürültü uygulamasının stresör etkisi ve buna bağlı olası habitüasyon fenomeni ile ilişkili olabileceğine vurgu yapmaktadır. Grup 4’de kolesterol düzeylerinde tespit edilen anlamlı azalma, L-lizin’in olası sempatik sinir sistemi aktivitesi ve yine olasılıkla hormonal stres yanıtını normalize ederek, stres kaynaklı kolesterol yükselmelerini sınırlayıcı bir etki göstermesinin muhtemel bir kanıtı olabilir. L-lizin uygulamasının, bu araştırmada ölçülen ve değerlendirilen parametreler yönünden, subakut gürültüye bağlı gelişen değişimi tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte, sınırlı ve kısmi dengeleyici bir etki gösterebileceği, organizmanın subakut gürültü stresine karşı tahmin edilenden olasılıkla daha yüksek bir adaptasyon kapasitesine sahip olduğu, subakut nitelikteki maruziyette gürültü stresörüne karşı olasılıkla habituasyon geliştiği ve bu araştırmada değerlendirilen birçok parametrede olasılıkla bu nedenle değişim gözlenmediği, karaciğer fonksiyonunun ve stres parametrelerinin subakut gürültü ve L-lizin uygulamalarından istatistiki açıdan önem arz eden düzeyde etkilenmediği değerlendirildi. Gürültü ve L-lizin uygulamalarına bağlı serum üre, kreatinin, kolesterol ve bazı hematolojik parametrelerde kaydedilen değişimler ise dikkat çekici olarak değerlendirildi.Öğe Türü: Öğe , Köpeklerde spermaya ilave edilen CAPE’in (caffeic acid phenethyl ester) dondurma ve çözdürme sonrası sperma kalitesi üzerine etkisi(Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, 09.03.2026) Hakses, Aytuğ; Avdatek, FatihBu çalışmada, Akbaş ırkı köpeklerden elde edilen spermanın sulandırıcısına farklı düzeylerde eklenen CAPE’in (caffeic acid phenethyl ester) çözüm sonrası spermatolojik özellikler, oksidatif stres göstergeleri ve DNA bütünlüğü üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Ejakulatlar, üç Akbaş erkek köpekten haftada bir kez suni vajen yöntemiyle toplanmış ve toplam altı tekrar gerçekleştirilmiştir. Toplanan sperma örnekleri, mililitrede 150 × 10⁶ spermatozoon içerecek şekilde ayarlanarak antioksidan içermeyen kontrol grubu ile 50, 100 ve 200 µg/ml CAPE içeren üç deney grubuna ayrılmıştır. Sulandırma işleminin ardından örnekler 0,25 ml’lik payetlere çekilmiş, 5 °C’de üç saat ekilibrasyon sürecine bırakılmış ve sonrasında sıvı azot buharında dondurulmuştur. Elde edilen bulgular, subjektif motilite açısından 100 ve 200 µg/ml CAPE uygulanan grupların, kontrol ve 50 µg/ml CAPE içeren gruplara göre anlamlı bir artış sergilediğini göstermiştir (P<0.05). Orta kısım ve toplam anormal spermatozoon oranlarında ise özellikle 200 µg/ml’lik CAPE uygulamasının kontrol grubuna kıyasla belirgin bir azalma sağladığı belirlenmiştir (P<0.05). HE testinde, H+/E– oranı açısından tüm CAPE içeren gruplarda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır (P<0.05). DNA hasarı parametrelerinde yapılan değerlendirmelerde, kuyruğun uzunluğu bakımından (Tail DNA) 100 ve 200 µg/ml CAPE uygulanan grupların; kuyruğun DNA oranı açısından ise 200 µg/ml grubunun kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha düşük değerler gösterdiği tespit edilmiştir (P<0.05). Benzer şekilde, tail moment parametresinin 100 ve 200 µg/ml CAPE içeren gruplarda belirgin şekilde azaldığı kaydedilmiştir (P<0.05). Oksidatif stres analizlerinde, MDA düzeylerinin tüm CAPE uygulanan gruplarda kontrol grubuna göre anlamlı derecede azaldığı belirlenmiştir (P<0.05). GSH bakımından 100 ve 200 µg/ml CAPE uygulanan gruplarda kontrollere kıyasla düşüş gözlenmiş, TAS değerleri de aynı gruplarda istatistiksel olarak anlamlı şekilde gerilemiştir (P<0.05). Buna karşılık, TOS ve OSI seviyeleri 100 ve 200 µg/ml CAPE ilave edilen gruplarda anlamlı düzeyde artış göstermiştir (P<0.05). Genel olarak değerlendirildiğinde, farklı CAPE konsantrasyonlarının köpek spermasının kriyoprezervasyonu üzerindeki etkileri incelendiğinde, özellikle 100 ve 200 µg/ml dozlarının çözüm sonrası motilite, anormallik oranları, canlılık, membran bütünlüğü, DNA hasar düzeyi ve bazı oksidatif stres parametreleri bakımından kontrol ve 50 µg/ml CAPE içeren gruplara kıyasla daha iyi koruyucu etki sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.


















