Ebu’l-Hasan el-Harakānî’nin öğretisinde sufinin temel vasıfları
Citation
Seyhan, Ahmet Emin, “Ebu’l-Hasan el-Harakānî’nin Öğretisinde Sufinin Temel Vasıfları”, Harakānî Üzerine Çalışmalar-IV, Editör, Alparslan Kartal, Sonçağ Akademi, Ankara 2022, s. 25-91.Abstract
el-Harakānî’ye göre hakikî sûfî, Kur’an ve sahih sünnetin temel ilkelerini referans alır; Yüce Allah’a şeksiz ve şüphesiz inanır; Allah Teâlâ’nın aciz bir kulu olduğunu bilir; aczini ve fakrını itiraf eder; kulluğunda samimidir; O’nu bütün kalbiyle sever; O’nu bütün ruhunda hisseder; O’nun kendisine şahdamarından daha yakın olduğunu ve kendisine sayısız nimetler verdiğini bilir; O’na daima şükür, hamd, tevekkül, dua ve tövbe eder; O’nu sürekli zikir eder; O’nun huzurunda hesap vereceğini unutmaz; sadece O’nun rızasını hedefler.
Hakikî sûfî, Allah Teâlâ’ya tevekkül eder, O’nun koruması ve gözetimi altında olduğunu bilir; nefis tezkiyesine devam eder; baktığı her yerde Yüce Allah’ın varlığının ve birliğinin izlerini görür; her gün imanını daha da sağlamlaştıracak faydalı bilgiler edinir.
Hakikî sûfî, Hz. Peygamber’in sünnetine ittibâ eder; “onun örnek kulluk tecrübesini” model alır; ona şeklen benzemeyi yeterli görmez; onun gibi güzel ahlak sahibi olmaya çalışır. Gönlünde İslâm’a hizmet ideali taşır; Allah yolunda canıyla ve malıyla mücadele eder; önüne çıkan her türlü engeli bir bir aşar; bu dünyada kendisine düşmanlık eden şeytanı ve şeytanlaşmış insanları etkisiz hale getirir; onlara karşı ilkeli, kararlı, tutarlı ve vakur bir duruş sergiler, onların sahte vaatlerine aldanmaz, hileli yönlendirmelerine kanmaz.
Hakikî sûfî, ahirette yüksek manevî derecelere erişmek için azim, sabır ve kararlıkla seyr-u sülûka devam eder; söz ve davranışlarının uyum içinde olmasına dikkat/özen gösterir; haset, kibir, kin, gurur, kıskançlık, hırs, öfke, şehvet, bencillik, kendini beğenmişlik, şımarıklık vb. gibi psikolojik hastalıkların üstesinden gelir; boş ve anlamsız işlerden uzak durur; az konuşur, az yer, az uyur, zamanını etkin ve verimli kullanır; toplumla iç içe olur; empati yapar; hoşgörülüdür; muhataplarına mesajını kırmadan ve incitmeden verir; gönlü tüm mahlûkata karşı sevgi, şefkat ve merhametle dopdoludur.
Hakikî sûfî, dünyanın geçici güzelliklerine itibar etmez; insanların takdir, alkış ve övgüsünü hiçbir zaman önemsemez; çalışmayarak kimseye yük olmaz; hiç kimseyi üzmez, incitmez, kaba, sert, kırıcı ve itici olmaz; insanlarla iyi geçinir; ilişkilerinde hak ve adaletten çizgisinden asla ayrılmaz. İslâm’ı en güzel şekilde yaşamaya gayret eder; küfre, şirke, nifaka, isyana, dalâlete, sapkınlığa düşmekten sakınır; din kardeşliğini ihlal edecek söz ve fiillerden uzaklaşır; özelde müslümanların genelde tüm insanlığın sorunlarını kendine dert edinir, bu problemlerin çözümü için gece gündüz çalışır, köklü, kalıcı ve sürdürülebilir çözümler/çareler üretir.
Sonuç olarak hakiki sûfî, sorumluluk, farkındalık, hassasiyet ve duyarlılık sahibidir; topluma, ümmete ve tüm insanlığa karşı mükellefiyetlerinin farkındadır; belli bazı nafile ibadetler yapmayı asla yeterli görmez; yüksek hedeflere odaklanır; tüm dünyaya İslâm’ı en güzel şekilde tebliğ ve temsil etme derdindedir; farklı, dil, din, ırk, düşünce, mezhep ve inançtan insanların Yüce Allah’ı doğru tanımaları, O’na hakkıyla kulluk etmeleri ve O’nun rızasını kazanarak cennete girmeleri için canıyla ve malıyla bu uğurda mücadele eder ve bu fânî (geçici) dünya hayatında böylesine önemli bir vazifesi olduğunu hiçbir zaman aklından çıkarmaz.



















