Bağımlılıkta dini inanç-davranış çatışması: Bilişsel çelişki kuramı temelli bir inceleme
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Bu çalışma bağımlılık yapıcı madde kullanan ve dini inançlara sahip olan bireylerin inançları ve davranışları arasında ortaya çıkan çatışmayı bilişsel çelişki kuramı perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın temel problemi, dini inançlara sahip bağımlı bireylerin, bağımlılık davranışları ile dini inançları arasındaki uyumsuzluğu nasıl anlamlandırdıkları ve hangi bilişsel stratejiler ile başa çıktıklarıdır. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi ile yürütülmüştür. Bu kapsamda literatürde yer alan kaynaklar analiz edilmiştir. Elde edilen veriler Braun ve Clarke’ın refleksif tematik analiz yaklaşımı doğrultusunda değerlendirilmiş ve Leon Festinger’in bilişsel çelişki kuramı çerçevesinde yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, bağımlılık yapıcı madde kullanan ve dini inançları benimseyen bireylerin inançları ve davranışları arasındaki uyumsuzluk nedeniyle bilişsel çelişki yaşayabildiklerini göstermektedir. Bireylerin bu çelişkiyi azaltmak amacıyla dini inançlarını yeniden yorumlama, davranışı meşrulaştıracak yeni bilişsel unsurlar üretme ve dini inançların önemini azaltma gibi stratejilere başvurdukları görülmektedir. Sonuç olarak çalışma, bağımlılığın yalnızca biyolojik veya davranışsal değil aynı zamanda dini kimlik ve anlam dünyasıyla ilişkili bilişsel bir çatışma alanı olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca bilişsel çelişki kuramının, bağımlılık ve dini inanç ilişkisini açıklamada işlevsel bir kuramsal çerçeve sunduğu değerlendirilmiştir. Alan yazında bağımlılık olgusunun, din, maneviyat veya psikolojik iyi oluş gibi farklı değişkenlerle incelendiği görülmektedir. Bununla birlikte bağımlı ve dini inançlara sahip olan bireylerin, inançları ve davranışları arasında yaşanan bilişsel çatışma üzerine sistematik bir araştırmaya ulaşılamamıştır. Bu çalışma, söz konusu alanı bilişsel çelişki kuramı ile ele alarak literatüre katkı sunmayı amaçlamaktadır.
This study aims to examine the conflict arising between the beliefs and behaviors of individuals who use addictive substances and possess religious beliefs from the perspective of Cognitive Dissonance Theory. The primary research problem concerns how religious individuals with substance addiction make sense of the inconsistency between their addictive behaviors and religious beliefs, and which cognitive strategies they employ to cope with this inconsistency. The study was conducted through document analysis, one of the qualitative research methods. Within this scope, relevant sources in the literature were analyzed. The obtained data were evaluated in accordance with Braun and Clarke’s reflexive thematic analysis approach and interpreted within the framework of Leon Festinger’s Cognitive Dissonance Theory. The findings indicate that individuals who use addictive substances while adhering to religious beliefs may experience cognitive dissonance due to the inconsistency between their beliefs and behaviors. In order to reduce this dissonance, individuals appear to adopt strategies such as reinterpreting religious beliefs, generating new cognitive elements that legitimize the behavior, and diminishing the significance of religious beliefs. Consequently, the study demonstrates that addiction constitutes not only a biological or behavioral issue but also a cognitive domain of conflict associated with religious identity and systems of meaning. Furthermore, Cognitive Dissonance Theory is considered to provide a functional theoretical framework for explaining the relationship between addiction and religious belief. The literature reveals that the phenomenon of addiction has been examined in relation to various variables such as religion, spirituality, and psychological well-being. However, no systematic research focusing specifically on the cognitive conflict experienced by addicted individuals with religious beliefs regarding the inconsistency between their beliefs and behaviors has been identified. By addressing this issue through the lens of Cognitive Dissonance Theory, the present study aims to contribute to the existing literature.










